#nikoneurope Instagram Photos & Videos

nikoneurope - 477.4k posts

Latest Instagram Posts

  • (2)Fakat söylemezsem olmaz, roman ne kadar iyiyse Can Yayınları'dan çıkan Şadan Karadeniz tercümesi de o kadar kötüydü. Bilmem böyle harikulade bir eser daha ne kadar okunmaz hale getirilebilirdi. Muhakkak Şadan hanım kitabın dilini çok iyi biliyor ki bu denli zor bir eseri dilimize kazandırmış. Öte yandan öz Türkçecilik kaygısı sağ olsun, biz ana dili Türkçe olan okurlara bile kitabı okumayı imkânsız hale getirmiş. Dilimizde belki de 600, 700 senedir var olan Arapça kökenli bir kelimeyi kullanmamak uğruna gidip de hiç duymadığımız -sözde Türkçe- kelimeler uydurmak mantığa sığıyor mu? Bir zamanlar TDK'nın otobüs için uydurduğu "çok oturgaçlı götürgeç"ten ne farkı var bunun Allah aşkına? (TDK'yı genel olarak beğeniyorum, teknoloji çağında dilimizi istila eden pek çok kelimeye güzel karşılıklar bulmuşluğu var, hakkını yemeyelim. Bkz: bilgisayar) Belli ki Şadan hanım kendine Türkçe'yi yeniden ihya etme(!) gibi bir görev biçmiş fakat bunu romanı bitirme uğruna icra etmiş. Kaç senelik okurum, böyle zorlandığım bir kitap bilmiyorum. Zaten daha ilk 2-3 sayfada bir terslik olduğunu hissettim. Belki bana öyle geliyordur diye devam ettim. Fakat bu durum artarak devam etti. Hani yabancı dilde bir kitap okursunuz da bilmediğiniz kelimeler denk gelince metnin bütününe dayanarak kelimenin anlamını çıkarmaya çalışırsınız. İşte ana dilimde okuduğum bir kitapta bunu yapmak zorunda bıraktı beni bu (sözde) tercüme! Hatta bu bile fayda etmedi. Yaklaşık 750 sayfalık kitabı bitirdiğim halde halen Şadan hanımın ürettiği (sözde) öz Türkçe pek çok kelimenin anlamını anlayabilmiş değilim. Siz biliyor musunuz erinç, kösnü, sanrı, yengi, istem, imgelem, erden, yontu, yıldızbakışım, ezinç, tasım ne demek? Dahası bunları kullanan bir Türk kavmi var mı acaba yeryüzünde? Yahu yaklaşık 7 asır geçmiş, Yunus Emre'yi okurken anamızın ak sütü gibi cânım ana dilimizi ne güzel anlıyoruz da, henüz birkaç sene önce yazılmış tercümeyi anlamıyoruz. Kim Türkçe'sinin Yunus Emre'den daha güzel olduğunu iddia edebilir? Hiç "zafer kazanmak"ın verdiği anlamı "yengi kazanmak" veriyor mu? Hiç "hayal kurmak"la "sanrı kurmak" bir mi? Dil canlı bir varlık, zorlamayla olmaz. Bu kadar bağnaz olmamak lazım. (2)
  • (2)Fakat söylemezsem olmaz, roman ne kadar iyiyse Can Yayınları'dan çıkan Şadan Karadeniz tercümesi de o kadar kötüydü. Bilmem böyle harikulade bir eser daha ne kadar okunmaz hale getirilebilirdi. Muhakkak Şadan hanım kitabın dilini çok iyi biliyor ki bu denli zor bir eseri dilimize kazandırmış. Öte yandan öz Türkçecilik kaygısı sağ olsun, biz ana dili Türkçe olan okurlara bile kitabı okumayı imkânsız hale getirmiş. Dilimizde belki de 600, 700 senedir var olan Arapça kökenli bir kelimeyi kullanmamak uğruna gidip de hiç duymadığımız -sözde Türkçe- kelimeler uydurmak mantığa sığıyor mu? Bir zamanlar TDK'nın otobüs için uydurduğu "çok oturgaçlı götürgeç"ten ne farkı var bunun Allah aşkına? (TDK'yı genel olarak beğeniyorum, teknoloji çağında dilimizi istila eden pek çok kelimeye güzel karşılıklar bulmuşluğu var, hakkını yemeyelim. Bkz: bilgisayar) Belli ki Şadan hanım kendine Türkçe'yi yeniden ihya etme(!) gibi bir görev biçmiş fakat bunu romanı bitirme uğruna icra etmiş. Kaç senelik okurum, böyle zorlandığım bir kitap bilmiyorum. Zaten daha ilk 2-3 sayfada bir terslik olduğunu hissettim. Belki bana öyle geliyordur diye devam ettim. Fakat bu durum artarak devam etti. Hani yabancı dilde bir kitap okursunuz da bilmediğiniz kelimeler denk gelince metnin bütününe dayanarak kelimenin anlamını çıkarmaya çalışırsınız. İşte ana dilimde okuduğum bir kitapta bunu yapmak zorunda bıraktı beni bu (sözde) tercüme! Hatta bu bile fayda etmedi. Yaklaşık 750 sayfalık kitabı bitirdiğim halde halen Şadan hanımın ürettiği (sözde) öz Türkçe pek çok kelimenin anlamını anlayabilmiş değilim. Siz biliyor musunuz erinç, kösnü, sanrı, yengi, istem, imgelem, erden, yontu, yıldızbakışım, ezinç, tasım ne demek? Dahası bunları kullanan bir Türk kavmi var mı acaba yeryüzünde? Yahu yaklaşık 7 asır geçmiş, Yunus Emre'yi okurken anamızın ak sütü gibi cânım ana dilimizi ne güzel anlıyoruz da, henüz birkaç sene önce yazılmış tercümeyi anlamıyoruz. Kim Türkçe'sinin Yunus Emre'den daha güzel olduğunu iddia edebilir? Hiç "zafer kazanmak"ın verdiği anlamı "yengi kazanmak" veriyor mu? Hiç "hayal kurmak"la "sanrı kurmak" bir mi? Dil canlı bir varlık, zorlamayla olmaz. Bu kadar bağnaz olmamak lazım. (2)
  • 8 1 14 minutes ago
  • 15 1 21 minutes ago
  • E mentre il grano ti stava a sentire
dentro alle mani stringevi il fucile,
dentro alla bocca stringevi parole
troppo gelate per sciogliersi al sole.
(Fabrizio de André)
  • E mentre il grano ti stava a sentire
    dentro alle mani stringevi il fucile,
    dentro alla bocca stringevi parole
    troppo gelate per sciogliersi al sole.
    (Fabrizio de André)
  • 114 3 41 minutes ago
  • Maria Pia bridge in #Porto 📍
  • Maria Pia bridge in #Porto 📍
  • 20 2 46 minutes ago
  • (1) Geçen sene Avignon'a gittiğimizde iki şey biliyordum: 1) Bir dönem Vatikan'ın yerine geçmiş ve Hristiyan dünyasının başkenti olmuştu 2) Babamın en çok görmek istediği şehirler arasındaydı. Bu bilgilerle gittiğim Avignon'da Papalık Sarayı'nı ziyaretimiz esnasında ise (hayli uzun sürüyor bu ziyaret) Avignon'un çıkardığı papalarla ve sahne olduğu inanılmaz iktidar kavgalarıyla meşhur olduğunu öğrendim. Sarayda Ortaçağ'a dair oldukça interaktif, görsel açıdan keyifli, teknoloji yardımıyla zenginleştirilmiş bir tarihsel içerikle muhatap oluyorsunuz. Öte yandan uzun zamandır okumak istediğim Umberto Eco'nun Gülün Adı romanını bugün bitirdim. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi romanları listelerinde sürekli başı çekmesi nedeniyle zaten merak ettiğim bir romandı. Bir de kardeşim "Sen buraları gördün, bak bunu oku, daha keyifli olur." deyince iyice heves ettim. Gerçekten de romanda geçen şehirler arasından Avignon'u, Köln'ü, Münih'i, Hildesheim'ı, Bamberg'i, Floransa'yı, Bologna'yı, Strasbourg'u, Seville'yi ve Rimini'yi iki seneden kısa bir süre önce ziyaret etmiştim. Bu roman özellikle Avignon'un Hristiyanlık tarihi açısından neyi simgelediğini anlamama hayli yardımcı oldu. Öte yandan kararsız kaldım. Önce bir şehri görüp sonra ona dair bir eser okumak mı? Önce bir şehre dair bir eser okuyup sonra o şehre gitmek mi? Şüphesiz ikisi de bambaşka tecrübeler. Tıpkı Afrikalı Leo'yu okuduktan yıllar sonra Granada'yı gördüğümde hissettiklerimin çok farklı olması gibi. Kitaba gelecek olursam Eco'ya diyecek lafım yok. Zaten onu değerlendirmek benim haddime mi. Adam bir araştırma yapar gibi, bir doktora tezi yazar gibi senelerce çalışıp, sayısız seyahat ve görüşme yapıp yazıyor bir romanı. Bense, nasıl üşenmemiş de bu tasvirleri yazıvermiş diye hayranlık ve merakla okuyorum sadece. (1)
  • (1) Geçen sene Avignon'a gittiğimizde iki şey biliyordum: 1) Bir dönem Vatikan'ın yerine geçmiş ve Hristiyan dünyasının başkenti olmuştu 2) Babamın en çok görmek istediği şehirler arasındaydı. Bu bilgilerle gittiğim Avignon'da Papalık Sarayı'nı ziyaretimiz esnasında ise (hayli uzun sürüyor bu ziyaret) Avignon'un çıkardığı papalarla ve sahne olduğu inanılmaz iktidar kavgalarıyla meşhur olduğunu öğrendim. Sarayda Ortaçağ'a dair oldukça interaktif, görsel açıdan keyifli, teknoloji yardımıyla zenginleştirilmiş bir tarihsel içerikle muhatap oluyorsunuz. Öte yandan uzun zamandır okumak istediğim Umberto Eco'nun Gülün Adı romanını bugün bitirdim. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi romanları listelerinde sürekli başı çekmesi nedeniyle zaten merak ettiğim bir romandı. Bir de kardeşim "Sen buraları gördün, bak bunu oku, daha keyifli olur." deyince iyice heves ettim. Gerçekten de romanda geçen şehirler arasından Avignon'u, Köln'ü, Münih'i, Hildesheim'ı, Bamberg'i, Floransa'yı, Bologna'yı, Strasbourg'u, Seville'yi ve Rimini'yi iki seneden kısa bir süre önce ziyaret etmiştim. Bu roman özellikle Avignon'un Hristiyanlık tarihi açısından neyi simgelediğini anlamama hayli yardımcı oldu. Öte yandan kararsız kaldım. Önce bir şehri görüp sonra ona dair bir eser okumak mı? Önce bir şehre dair bir eser okuyup sonra o şehre gitmek mi? Şüphesiz ikisi de bambaşka tecrübeler. Tıpkı Afrikalı Leo'yu okuduktan yıllar sonra Granada'yı gördüğümde hissettiklerimin çok farklı olması gibi. Kitaba gelecek olursam Eco'ya diyecek lafım yok. Zaten onu değerlendirmek benim haddime mi. Adam bir araştırma yapar gibi, bir doktora tezi yazar gibi senelerce çalışıp, sayısız seyahat ve görüşme yapıp yazıyor bir romanı. Bense, nasıl üşenmemiş de bu tasvirleri yazıvermiş diye hayranlık ve merakla okuyorum sadece. (1)
  • 29 1 55 minutes ago
  • ✔ Strascichi di scirocco ✔
.
Nikon D3300, Tamron 18-200mm. @nisiitalia CPL. Treppiede @kfconcept TM2324
.
.
.
.
.
.
.
.
.
  • ✔ Strascichi di scirocco ✔
    .
    Nikon D3300, Tamron 18-200mm. @nisiitalia CPL. Treppiede @kfconcept TM2324
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
  • 42 1 58 minutes ago